31 Ocak 2018 Çarşamba

Google Play Store'dan tam 700.000 uygulamayı kaldırdı!

Android'i daha güvenli bir platform haline dönüştürmek isteyen Google, atılımlarına hız kesmeden devam ediyor.

Google Play Protect sistemi ile telefona mağazadan yüklenmiş uygulamaları malware için tarayan Google, şimdi de Play Store'dan 700.000 uygulamayı kaldırdığını açıkladı.

2017 yılında 100.000 adet Android geliştiricisinin hesabı silinirken, 250.000 adet sahte uygulama da bu bağlamda Play Store'dan kaldırıldı.

Olası Zararlı Uygulamalar (PHA) olarak geçen bu tip uygulamalar; kullanıcılara veya cihazlarına zarar verebiliyor.

Buna örnek olarak SMS dolandırıcılığını gerçekleştiren uygulamaları ve truva atı olarak davranma veya kullanıcı bilgilerini çalan uygulamaları gösterebiliriz.

PHA'lar Android kullanıcılarına yönelik bir tehdit oluşturuyor ve Google bu tip yazılımları Play Store'dan uzak tutmak için elinden geleni yapıyor. Google Play Protect sayesinde 2017'de PHA içeren uygulamalarda %50'ye varan ciddi bir düşüş yaşandı.

Güvenlik konusunda işi sıkı tutan Google, 2018 yılı içerisinde bu alanda yeni yatırımlar da yapabilir.



Yarım milyar dolarlık kripto vurgununun sebebi belli oldu

Japon kripto para borsası Coincheck'e yapılan 500 milyon dolarlık siber saldırının detayları, Bitcoin ve diğer para birimlerinin güvenliğini sağlamak için yeterli nitelikli insan kaynağı ihtiyacının karşılanamadığını gösteriyor

Kripto para ekonomisinde son dönemde arka arkaya yaşanan büyük ölçekli güvenlik ihlalleri, henüz emekleme aşamasında olan bu ekosistemin siber güvenlik sorunlarını çözemediğini gösteriyor. Bitcoin ve diğer kripto para birimlerini taşıyan Blockchain altyapısı manipülasyona ve diğer dış müdahalelere kapalı olmasına karşın, paranın alım satımının gerçekleştiği kripto para borsalarındaki güvenlik açıkları siber suçluların dikkatinden kaçmıyor.

Bunun son örneğinin Coincheck ile görüldüğünü hatırlatan Atar Labs CEO'su Burak Dayıoğlu, siber saldırıların her zaman sistemin en zayıf halkasını hedef aldığını ifade ediyor ve ekliyor: "Kripto para ekosisteminde altyapı son derece güvenli olsa da bu paranın dolaşımını sağlayan alım satım merkezleri, yani kripto para borsaları, gerçekleştirdikleri işlem hacmi arttıkça güvenlik önlemlerini güçlendirmek durumundalar. Aksi halde Coincheck saldırısı gibi olaylar yaşanmaya devam edecektir."

Hacker'lar için 500 milyar dolarlık potansiyel hedef

Bitcoin'in herkese açık işlem ağı sayesinde gerçekleşen işlemlerin hacmi internetten takip edilebiliyor. Son bir yılda günlük Bitcoin işlem hacmi 200 ile 300 bin işlem arasında değişirken, dolaşımdaki toplam Bitcoin sayısının da 17 milyona ulaştığı görülüyor. Hızla yükselen diğer para birimleriyle birlikte toplam kripto paranın piyasa değeri ise 500 milyar doları aşıyor.

Bu paranın alım satımının çoğunlukla kripto para borsaları üzerinden gerçekleştiğine dikkat çeken Dayıoğlu, bu noktalardaki güvenliğin kritik önem arz ettiğini söylüyor: Coincheck'te yaşanan 500 milyon dolarlık soygunun detayına bakınca, NEM adı verilen alternatif bir kripto para biriminin çalındığı görülüyor. Yetkililer bu parayı 'soğuk cüzdan' denen çevrimdışı yedekleme sistemlerinde değil, internet erişimi bulunan ve transferlerin doğrudan gerçekleştiği 'sıcak cüzdan' üzerinde tutmak zorunda kalmış. Sebebi sorulduğunda ise Coincheck Başkanı Koichiro Wada, teknik zorluklar ve uzman insan kaynağı yetersizliğine dikkat çekiyor.

Önlem alınmazsa, bu son saldırı olmayacak

Hırsızlık sonrası tespitin imkansıza yakın olması nedeniyle siber suçlular kripto para soygunlarına yoğunlaşıyor. Hedef aldıkları noktalar ise kripto para borsaları, paranın tutulduğu dijital cüzdanlar, Bitcoin uygulamaları ve ICO adı verilen "kripto halka arzlar" olarak sıralanıyor.

Geçtiğimiz yılın sonunda bir başka kripto para borsası olan Youbit, benzer bir hack saldırısı sonucu kapanma noktasına gelmişti. Çin'de Bitfinex, Slovenya'da NiceHash benzer saldırılara uğramıştı. İzi sürülemez olması ve nakit paraya kolayca dönüştürülmesi nedeniyle kripto paranın siber suçlular için cazip bir hedef olduğunu kaydeden Atar Labs CEO'su Burak Dayıoğlu, siber saldırılara karşı en güçlü savunmanın, sıra dışı vakaları hızla inceleyip analiz ederek, güvenlik uzmanı yetersizliği durumlarında bu açığı kapatacak çözümler olacağını ifade ediyor.

Kripto ekonomiye yapılan saldırılara karşı otomasyon destekli savunma

Atar Labs tarafından geliştirilen ATAR adlı siber savunma platformu, öğrendiği saldırı reflekslerini otomatik olarak işleyerek kripto para ekosistemi için otomasyon destekli, ideal bir çözüm oluşturuyor. Bir güvenlik merkezinde sık tekrarlanan işlemleri insandan bağımsız olarak işletebilen ATAR, toplam alarm işleme yükünün %30-40'lık bölümünü otomatik olarak karşılarken, sağladığı vaka inceleme ve yanıtlama imkanları, operasyon merkezi uzmanlarının yaklaşık 20 kat daha hızlı analiz ve çözümleme yapmasına olanak sağlıyor.

Kripto para borsalarında hızla artan işlem hacmi nedeniyle tüm vakaların tek tek insan eliyle incelenmesi mümkün olmuyor. ATAR platformu bu noktada devreye girerek, kripto para ekonomisinin siber saldırılara karşı güvende kalması için ihtiyaç duyulan nitelikli güvenlik uzmanı ihtiyacını kayda değer bir ölçüde karşılıyor.


Siber riskler Türk CEO'ların korkulu rüyası

Nesnelerin interneti, yapay zeka, bulut tabanlı sistemler, makine öğrenimi ve diğer teknolojilerin iş süreçlerine daha fazla dahil olmasıyla birlikte dijital ekonominin getirdiği fırsatların yanı sıra riskler de peş peşe büyüyor


KPMG tarafından gerçekleştirilen Küresel CEO Araştırması’nda bu yıl Türkiye’deki CEO’lar da yer aldı. Araştırmaya göre, siber güvenlik, küresel CEO’lar için artık kritik önemde görülmese de Türkiye’de yöneticilerin risk ajandasında ilk 3’teki yerini koruyor. Global güvenlik yazılımları şirketi Bitdefender Antivirüs, gün geçtikçe daha fazla dijitalleşen şirketlerin siber riskleri göz ardı etmemeleri gerektiğini belirtirken bir siber saldırının şirket faaliyetlerini aksatabileceğini, itibar ve gelir kaybına neden olabileceğini ve müşteri sadakatini azaltabileceğini vurguluyor.

KPMG’nin gerçekleştirdiği Küresel CEO Araştırması’nın Türkiye sonuçlarına göre, CEO’ların endişe duyduğu riskler arasında birinci sırada %36 ile yeni gelişen teknoloji riski, ikinci sırada %28 ile operasyonel ve stratejik risk, üçüncü sırada ise %24 ile siber güvenlik riski yer alıyor. Risk ajandasında yer alan her bir konunun bir de siber boyutu olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Araştırmaya katılan CEO’ların %80’inine göre siber risklerle başa çıkmada en büyük zorluk insan sermayesi olarak öne çıkıyor.

Türk CEO’lar Şirketlerini Siber Saldırılara Karşı Yetersiz Görüyor

2016 senesindeki küresel sonuçlarda CEO’ların %25’i şirketlerini siber saldırılara karşı tamamen hazır hissederken, 2017’de bu oranın %42’ye yükseldiği görülüyor. Türkiye’de ise siber güvenliğin önemi bilinmesine karşın gerekli önemler alınmadığı için CEO’ların sadece %28’i şirketlerinin siber tehditlere tamamen hazırlıklı olduğunu düşünüyor. CEO’ların %92’si siber güvenliğe yatırım yapmayı planlarken, 4’te 3’ünden fazlası siber güvenliğe yatırım yapmayı maliyet olarak değil yeni gelir akışları sağlamak ve inovasyon için bir fırsat olarak görüyor.

Siber Güvenlik Konusunda CEO’lar Ne Yapmalı?

Global güvenlik yazılımları şirketi Bitdefender Antivirüs’ün, şirketlerini siber saldırılardan korumak isteyen yöneticilere tavsiyeleri ise şöyle;

• Güvenlik politikası planı oluşturularak herhangi bir saldırı olmadan önce ve olması durumunda neler yapılacağı yönetim kurulu ile kararlaştırılmalı.
• Kritik verilerin korunması ve felaket senaryolarına karşı önlemler alınmalı ve bu doğrultuda alternatifli birkaç yedekleme çözümü yöntemi uygulanmalı.
• Çalışanlar ile kişisel ve kurumsal verilerin korunması üzerine hukuksal sınırların belirlenmesi için önlemler alınmalı ve güvenlik politikası çerçevesince eğitimleri mutlaka sağlanmalı.
• Eğer bir virüs şirket ağına erişirse, çalışanları bilgilendirecek bir iletişim stratejisi geliştirilmeli.
• Giriş seviyesinde firewall güvenlik çözümleri kullanılmalı. Sisteme dahil edilen tüm PC ve mobil cihazların uç nokta güvenlik çözümleri ile güvenliği sağlanmalı.
• Belli dönemlerde sızma testleri ile sistemde bulunan açıklar saptanıp gerekli önlemler alınmalı.
• Tüm cihazlar için zararlı yazılımları, kimlik avı ve saldırı girişimlerini tespit edip engelleyecek akıllı bir güvenlik çözümü edinilmeli.


Bir anlık dikkatsizlik milyonlara mal olabilir

Küresel çapta internet ve veri güvenliği sağlayıcısı Trend Micro, BEC saldırılarının geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2018 yılında da siber saldırganların gözdeleri arasında yer alacağını öngörüyor


Yeni nesil teknolojilerle beraber şirketlerin ve kurumların sahip oldukları verilerin çeşitliliği ve değerliliği paralel bir şekilde artarken, bu verilerin kontrolünü sağlamak da bir o kadar zor bir hal alıyor. Siber saldırganlar yeni nesil teknolojilerden faydalanarak yeni manevra alanları yaratıyorlar. Son 3 yılda siber saldırganların gözdeleri arasındaki yerini alan BEC (Şirket E-Postaları Dolandırıcılığı) saldırıları, ilerleyen dönemde de önemli bir tehdit unsuru olacak gibi görünüyor.

Federal Soruşturma Bürosu'nun yaptığı değerlendirmelere göre, Ocak 2015’ten bu yana yüzlerce ülkede BEC saldırıları gerçekleşirken özellikle ABD, Kanada, İngiltere, Belçika ve Avustralya bu saldırıların odak noktasında yer almaya devam ediyor. Yine aynı dönemde BEC temelli saldırılarda yaşanan kayıplar yüzde 2 bin 370 oranında artmasıyla beraber bu saldırılar sonucu yaşanan kayıp 5 milyar ABD doları seviyesine ulaştı.

2017 yılından çıkarılacak dersler 2018’e ışık tutacak

Trend Micro’nun 2017 yılı Ocak-Eylül dönemi arasında yaptığı araştırma, BEC saldırılarının şirketler ve kurumlar için halen önemli bir risk faktörü oluşturduğunun altını çiziyor. Araştırma süresince BEC saldırılarında e-posta modelleri ve oltalama esnasında kullanılan HTML dosyaları gibi bileşenler derinlemesine olarak incelendi.

Aldatma e-postası atılırken, siber saldırganlar farklı makamlar seçerek kullanıcıları aldatma şanslarını artırma yolunu seçiyorlar. Yüzde 31 ile CEO makamı siber saldırganların bir numaralı tercihi olurken, ikinci ve üçüncüyü sırayı yüzde 17 oranıyla “Başkan” ve yüzde 15 oranıyla “İdari Yönetici Makamı” aldığı görülüyor. Siber saldırganların en önemli hedefi ise yüzde 40.38’lik oranıyla CFO’lar.

Sosyal Mühendislik eseri

Araştırma, BEC saldırıları esnasında izlenen yöntemlere de ışık tutuyor. Önemli bir sosyal mühendislik çalışması sonucu oluşturulan saldırılarda, “Sahte Fatura Düzenleme”, “CEO Sahtekarlığı”, “Hesap Sahtekarlığı”, “Avukatın Yerine Geçme” ve “Veri Hırsızlığı” metotları izleniyor.

Saldırı metotlarını hayata geçirirken, keylogger’lardan kullanarak hedeflenen şirketlerin webmail’larına erişebilen saldırganlar, bu noktadan sonra amaçladıkları belgeleri ele geçirebiliyorlar.

Bunun yanı sıra şirketlerin finans departmanlarına, “şirket yöneticisi” adıyla sahte e-posta gönderen siber saldırganlar, alıcıya ödeme işlemini tamamlaması gerektiğini ya da ödemeyi yapması gereken kanalı söyleyerek, dolandırıcılık işlemini son aşamaya taşıyorlar.
E-posta ile yapılan saldırıların gerçekçi görünmesi için webmail sitelerinden yararlanan siber saldırganlar, e-posta içeriğini oluştururken de oldukça titiz bir şekilde hareket ediyorlar:

Gönderici adresinin sahtesi oluşturuluyor.
Hedef şirketinkine benzer bir alan yaratılıyor.
Taklidi yapılan yöneticinin gerçek e-maili olduğuna inandıracak şekilde ücretsiz webmail adresi oluşturuluyor.
Konu satırlarının yüzde 35’inde “talep”, “ödeme” ya da “acil” ibaresi bulunuyor.
Sadece e-posta ile gerçekleştirilen BEC saldırılarının yüzde 90’ında e-posta’daki “cevapla” bölümünde saldırganın e-posta adresi görülüyor, çünkü birçok e-posta müşterisinde bu satır gözükmüyor.
Diğer yüzde 30’da saldırganlar yöneticinin kimliğine bürünmek için doğru gözüken e-posta adresleri yaratıyor.
Saldırıların daha inandırıcı olması için saldırganlar hedeflerin zaman dilimini önceden kontrol ederek e-posta’ların mesai saatlerinde gönderilmesini sağlıyor.

Siber saldırı tiplerinin günden güne değiştiğini belirten Trend Micro İsrail, Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu, kullanıcıların yamalama ve güncelleme konusunda yeterli farkındalık seviyesine sahip olmadıklarını ifade ederken, bu durumun siber saldırganlara sistemleri üzerinde “açık kapı” bıraktığını dile getiriyor. Börekcioğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Geçtiğimiz dönemde 3 bin BEC girişimini tespit ettik. Bu rakam her dakika artmaya devam ediyor. Değişen saldırı çeşitleri karşısında şirketler ve kurumlar, sistemlerini her zaman güncel tutmalı. Bunun için dikkatli ve duyarlı olmak yeterli. Uygulamacılar kendi uygulamalarını test ederken zaman zaman problemlerle karşılaşabiliyor. Dolayısıyla vakit kaybetmeden gerekli güncellemeleri yapmak itibar ve maddi kayıplar yaşamamak için en hızlı ve en etkili çözüm oluyor.”


Uluslararası dolandırıcılık raporu yayınlandı

Experian tarafından hazırlanan Uluslararası Dolandırıcılık Raporu’na göre, internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık eylemleri, uluslararası alanda en önemli riskler arasında yer almaya devam ediyor


Experian'ın Uluslararası Dolandırıcılık Raporu’na göre, her 10 şirketten altısı internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık eylemleri nedeniyle geçen yıla göre daha yüksek oranlarda kayıplara uğruyor. Aynı zamanda dolandırıcılık kayıpları konusundaki bu trend, uluslararası alanda da artmaya devam ediyor. Araştırma sonuçları, şirketlerin yüzde 72 oranındaki büyük bir çoğunluğunun dolandırıcılık işlemlerini giderek büyüyen bir sorun olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre, Türk şirketlerinin yüzde 62’si mevcut güvenlik önlemleri ve kimlik doğrulama süreçleri ile müşterilerinin dijital deneyimlerinin olumsuz etkilendiğini düşünüyor. Araştırmaya göre, Türkiye’deki şirketlerin yüzde 59’u, müşterilerinin internet üzerinden yapılan işlemler için alınan güvenlik önlemlerinden rahatsızlık duyduklarını belirtiyor. Şirketlerin yüzde 62’si ise, bazı dolandırıcılık işlemlerini, ticaret ve iş yapmanın doğal bir sonucu olarak kabul ediyor.

Experian Türkiye Genel Müdürü Mehmet Bozacıoğlu, yapılan araştırma doğrultusunda dijital dönüşüm sürecinde şirketler için güvenin önemine ve güven sağlamak için teknolojiye duyulan ihtiyacın önemine vurgu yaparak sözlerine devam etti; ‘İster sevdiğiniz kahve dükkanında isterseniz internette alışveriş yaparken, iş yaptığımız kişiler tarafından tanınmanın birçok şeye olumlu etkisi var. Tanınmak, güven duygusunu tetikler ve güven, hepimize emniyette olduğumuz ve korunduğumuzu hissettirir. Güven, e-ticaretin para birimini oluşturuyor. Teknoloji de bunu destekliyor ve kolaylaştırıyor. Yaptığımız araştırmaya göre, tanınmak isteyen tüketiciler, internet bankacılığının ve internet üzerinden satış yapan şirketlerin, bilgilerini korumak ve işlemlerini güvence altına almak için ellerinden geleni yapmalarını bekliyorlar. Her on tüketiciden yaklaşık yedisi, internet üzerinden yaptıkları işlemlerde güvenlik protokollerinin kullanılmasından memnun oluyor. Bu durum, onlara koruma altında olduklarını hissettiriyor ama bu tüketicilerin aşırı zorlanmaktan memnun olduğu anlamına gelmiyor. En etkili dolandırıcılığı önleme ve kimlik doğrulama stratejileri, müşteri deneyimini zedelemeden güvende olmalarını sağlayan yöntemlerdir. Dolandırıcılık yöntemleri sürekli değişime uğruyor ve dolandırıcılar giderek daha yetenekli hale geliyorlar. Dolandırıcılığın en iyi şekilde tespit edilmesi, başta müşteri kimliğini doğru tanımak olmak üzere çok yönlü stratejiler gerektiriyor. Daha yalın bir ifadeyle, müşterinizi daha iyi tanırsanız dolandırıcılığı tespit etmeniz çok daha kolay olur.’

Araştırmaya göre, şirketlerin dolandırıcılıkla daha iyi mücadele edebilmeleri için, müşterilerinin kimliklerini çok daha iyi tanımaları gerekiyor. Hala şirketlerin büyük çoğunluğu, dolandırıcılığı önleme konusuna kuşkuyla yaklaşıyor ve izin ya da güvenden daha çok tespit yolunu tercih ediyorlar. Şirketlerin yüzde 71'i aslında gerekenden çok daha fazla işlemi engellediklerinin farkında. Bunun zararı sadece satış kaybıyla ortaya çıkmıyor, aynı zamanda söz konusu müşteri gelirinin ömür boyu değerini de düşürebiliyor. Şirket yöneticileri, müşterilerin kimliklerini belirleme konusunda daha hassas olup, gerçek işlemlerin engellenmesinden kaçınabilselerdi, satış gelirlerinin artacağını kabul ediyorlar. Hatta şirketlerin yüzde 84'ü, müşterilerin kimlikleri konusunda kesin bilgiye sahip olsalardı, dolandırıcılık riskine ilişkin kontrol ihtiyacının da azalacağını belirtiyorlar.

Araştırma sonuçlarında, Türkiye’de akıllı telefon ve mobil cihaza sahip olma oranı yüzde 95, dizüstü bilgisayar için bu oran yüzde 85 olarak belirtiliyor. İnternet üzerinden yapılan işlemlere bakıldığında ise, Türkiye’de internet üzerinden hizmet ve ürün satın alma oranı yüzde 81, bireysel bankacılık (çek, birikim, yatırım vb.) oranı yüzde 91, kredi kartı ve bireysel kredi başvuru oranı ise yüzde 59 oranında seyrediyor.

Araştırma kapsamında Experian, 11 ülkede 5.500'den fazla tüketici ve 500 şirket yöneticisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Raporda yer alan diğer bulgulara göre:

Her dört tüketiciden biri, yeni bir hesap oluşturmak için çok fazla bilgi vermesi gerekliliği nedeniyle bu işlemden vazgeçiyor.

Tüketicilerin yüzde 35'i, daha az engelle karşılaşmış olsalardı, internet üzerinden daha çok işlem yapacaklarını belirtiyor.

Şirketlerin sadece yüzde 40'ı, dolandırıcılığı tespit edebilme yetkinliklerine güveniyor.
Şirketlerin yüzde 52'si, dolandırıcılıktan korunma için hala şifre kullanıyor.

Şirketlerin yüzde 75'i, müşterinin dijital deneyimini olumsuz etkilemeyen daha gelişmiş önlemlere ilgi duyduklarını belirtiyor.

Müşterinin dijital deneyimini olumsuz etkilemeyen gelişmiş güvenlik önlemlerine farklı ülkelerde farklı seviyelerde önem veriliyor. Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Güney Afrika ve Çin bu konuya çok daha büyük öncelik veriyor.

Güvenlik adına ortaya çıkan anlaşmazlıklara gösterilen tolerans, araştırma kapsamındaki ülkeler arasında farklılıklar gösteriyor. Hindistan ve Güney Afrika'daki tüketiciler, güvenlik protokollerinin kendilerini daha fazla koruma altında hissettirmesi nedeniyle bunlara daha fazla tolerans gösterirken, Türk tüketicilerin tolerans seviyesi daha düşük gözüküyor

Experian’ın hazırladığı Uluslararası Dolandırıcılık Raporu’na ulaşmak için; http://www.experian.com/globalfraudreport2018



Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyeti

CIA Başkanı: Çin, Rusya'dan daha büyük tehdit

CIA Başkanı Pompeo, "Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyetine, Amerikan kurumlarına Çin hükümeti adına ABD aleyhine çalışacak casuslar yerleştirme çabalarına tanık oluyoruz" dedi
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Şefi Mike Pompeo, Çin'in diğer ülkeler üzerinde etki yaratmaya yönelik casusluk operasyonları bakımından ABD ve Batı üzerinde Rusya'dan daha büyük bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Pompeo, BBC'ye verdiği mülakatta, Çin'in son dönemde ABD'den ticari bilgi çalmaya yönelik siber casusluk girişimlerinin, kamu ve şirket yönetimlerine, okullara ve hastanelere sızma çabalarının tespit edildiğini ve bu faaliyetlerin İngiltere ile Avrupa ülkelerine de yayıldığını belirtti.

Pompeo, "Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyetine, Amerikan kurumlarına Çin hükümeti adına ABD aleyhine çalışacak casuslar yerleştirme çabalarına tanık oluyoruz. Bunu okullarımızda görüyoruz. Hastanelerimizde ve tıp sistemi içinde görüşüyoruz. Amerikan şirketlerinde görüyoruz. Bu faaliyetler İngiltere'ye ve Avrupa'ya da uzanıyor" ifadelerini kullandı.

Çin'in ekonomisinin büyüklüğü bakımından bu operasyonları yürütme konusunda Rusya'dan çok daha geniş bir "ayak izine" sahip olduğunu ifade eden CIA Başkanı, Batılı ülkelerin Çin'in bu türden operasyonlarına karşı koymak üzere ortak çabalarını artırması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Pompeo, Rusya'nın ülkesinde 6 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerini "hedef alacağını" düşündüğünü de söyledi. Pompeo, "Buna karşın ABD'nin seçimleri hür ve adil bir şekilde yapabileceğine eminim. Onları öylesine güçlü bir şekilde püskürteceğiz ki, seçimimiz üzerinde fazla etkili olamayacaklar" dedi.


Google, zararlı uygulamaları Play Store'dan çıkarıyor

Android platformunun uygulama mağazası Play Store'da, 700.000'den fazla zararlı uygulama tespit edilerek silindi


Uygulama mağazalarındaki kötü niyetli yazılımlar, kişi ve kurumların veri gizliliğini tehlikeye sokuyor. Özellikle Android platformu, çok sayıda saldırgan uygulamaya sahip ve bu zararlı uygulamaları telefonunuza yüklediğinizde, cihazınız saldırganların erişimine açık hale geliyor.

Google, 2017 boyunca 700.000'den fazla zararlı uygulamanın silindiğini açıkladı. Ayrıca 100.000'i aşkın da geliştirici, Play Store'un portföyünden çıkarılmış durumda. Yine Google'ın paylaştığı verilere göre, bir önceki yıla nazaran 2017'de kötü niyetli yazılımlarda %70'e varan bir artış yaşandı.

Zararlı uygulamalar Play Store'a nasıl giriyor?

Bu zararlı uygulamaların pek çoğu, "taklitçi" olarak nitelendirilen yöntemle Play Store'a sızdığı belirtildi. Farklı geliştiricilerin kimliğine bürünmek ve taklit uygulamalar geliştirmek gibi yöntemler ile Play Store aldatıldı.

Google'ın bir diğer kırmızı alarmı da malware yazılımlar. Kimlik avı, dolandırıcılık ve truva atı gibi uygulamaları bu kategoride değerlendiren Google, bu noktada önleyici olabilmek için yatırımlarına devam ediyor.