14 Mart 2019 Perşembe

Sosyal medyada global sorun yaşanıyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Sayan, "Facebook, Instagram ve Whatsapp servislerinde global seviyede sorunlar yaşanmakta olup, ülkemizde de kısmen hissedilmektedir." açıklamasında bulundu.


Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan,Facebook, Instagram ve Whatsapp servislerinde global seviyede sorunlar yaşandığını ve Türkiye'de de kısmen hissedildiğini bildirerek, "Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi @trcert ekiplerimiz siber olayları ve hizmet sürekliliğini 7/24 takip etmektedir." ifadesini kullandı.

Sayan, twitter hesabından sosyal iletişim ağlarında yaşanan sorunlara ilişkin paylaşımda bulundu.

Facebook, Instagram ve Whatsapp servislerinde global seviyede sorunlar yaşandığını ve bu durumun kısmen Türkiye'de de hissedildiğini belirten Sayan, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi @trcert ekiplerinin siber olayları ve hizmet sürekliliğini 7/24 takip ettiğini kaydetti.


12 Mart 2019 Salı

Bilişim uzmanından şüpheli link uyarısı: Düşünmeden tıklama

Bilişim Teknolojileri ve Siber Güvenlik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel, "Şüpheli bağlantıları tıklamadan bin kere düşünün. Burada temel prensibimiz 'Önce dur, düşün, tıkla' olmalı." dedi.


Teknolojinin hızla gelişmesi ve akıllı cihazların yaygınlaşmasıyla gündeme gelen siber tehditlere karşı korunulabileceğini ifade eden uzmanlar, bu konuda basit ve pratik önlemler sunuyor.

Bilgisayar korsanlarının genellikle en kolay avlayabilecekleri insanları hedef aldıklarına dikkati çeken uzmanlar, lisanlı ürün kullanımı, sistem güncellemelerinin gününde yapılması, farklı karakterleri barındıran parola ve şifrelerin kullanılması ve kaynağı bilinmeyen bağlantıların açılmamasının siber güvenlik açısından çok önemli olduğunu belirtiyor.

Bilişim Teknolojileri ve Siber Güvenlik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Sultan Selim Yüksel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilgi çağında "Endüstri 4.0", "Toplum 5.0" ve "bulut teknolojisi" gibi birçok kavramın insanların hayatına girdiğini söyledi.

Bu dünyanın da bazı kuralları olduğunu ifade eden Yüksel, "Nasıl ki evimizin kapısına kilit takmayı, kepenk yaptırmayı, iş yerimize bekçi tutmayı düşünüyorsak şu anda dijital bir dünyada yaşadığımız için burada da birtakım güvenlik önemlerini almamız gerekiyor. Buradaki hırsızlar, sanal dünyanın araçlarıyla bilgiler elde ederek, menfaat sağlamak için gayret ediyorlar.” diye konuştu.

Yüksel, bu risklerden korunmak için en temel önlemleri almak gerektiğini, bilgisayar korsanlarının genellikle en kolay avlayabilecekleri insanları hedef aldıklarını bildirdi.

Bireylerin teknolojik cihazlarda yeterli önlemleri almaması nedeniyle kurumların da zarar görebildiğine değinen Yüksel, İran'daki bir nükleer santralin, burada çalışan bir bilim adamının taşınabilir belleğine bulaştırılan virüsle hacklendiğini anımsattı.

Yüksel, insan faktörünün sanal güvenliğin merkezinde yer aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Geçtiğimiz dönemde, bir bankanın swift sisteminden yaklaşık 4 milyon lira çalındı. Biz bir bankanın parasının çalınmasını hayal bile edemiyoruz. Para sigortalıdır, kurtarılabilmiştir ama sonuçta bu olayda, o sistemin başındaki kadın çalışanın çocuğuyla ilgili bir senaryo kuruluyor. Bilgisayarı ele geçirilip bu para transferlerine onay verilebiliyor. Baktığınızda en güvenilir sistemi olan bankalardır ama bunun başında insan olduğu için her zaman bir güvenlik açığı olabilir. Burada en önemli konu farkındalık oluşturmak. Halkımızın sanal alemde güvenlik konusunda bazı temel konuları bilmesi lazım. Bunların başında da lisanlı ürün kullanımı geliyor. Siz lisansı olmayan, kaçak ürün aldığınızda, bunu legal hale getirmek için kullandığınız yöntemler aslında sizi olayın başında sıkıntıya sokan temel probleme dönüşüyor. Yani işletim sistemini kırdığınızda (crack) tehlikelerle baş başa kalabiliyorsunuz. Bunun yanında sistemleri güncel tutmak gerekli. Gelen uyarılara göre güncellemelerin (update) yapılması gerekir."

Güncel antivirüs programlarını kullanmanın sanal tehditlerden korunmak için çok önemli olduğunun altını çizen Yüksel, "Fakat antivirüs programları, daha çok tanınan ve bilinen eski virüslere karşı etkilidir. Bunların tam manasıyla, eksiksiz bir koruma sağlayamayacağını çok iyi bilmek lazım." değerlendirmesini yaptı.

Yüksel, sanal alemde "deep web" denilen bir dünyanın olduğunu, burada hiçbir programın tanımayacağı virüslerin belirli ücretler karşısında hackerlar tarafından başkalarına satılabildiğini kaydetti.

"Parolayı çocuğunuzun doğum tarihi yapmayın"
Kişilerin kullandığı parolaların çok önemli olduğunu ifade eden Yüksel, "Kullandığınız parolayı çocuğunuzun doğum tarihi yapmayın. Biz genelde milli duyguları yüksek bir toplu olduğumuz için 1453'lü veya önemli tarihleri içeren şifreler kullanırız. Halbuki, parola konusunda bir algoritma geliştirmemiz lazım. Yani kendi kendimize bir sistemimizin olması şart. Şifremizi farklı yerlerde aynı olarak kullanmamamız önemli." değerlendirmesinde bulundu.

Yüksel, kişilerin bir haber sitesine yorum yapabilmek için bile sürekli kullandığı ve hatırlaması kolay şifreyi koyduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Yorum yazdığınız haber sitesi siber saldırıya uğradığında, bilgiler arasında yer alan sizin şifreniz de ele geçiriliyor. Bundan sonra korsanlar size mail atarak, bir şeyler talep ediyorlar. Siz böyle hikayelere baştan inanmıyorsunuz ama tehdit içeren iletide kullandığınız şifreyi görüyorsunuz. 'Eyvah, beni hacklemişler. Şifremi de biliyorlar' diyerek onların istediği fidyeyi verebiliyorsunuz. Böyle tehlikelerle karşılaşmamak için şifre konusunda 'daha az önemli, daha çok önemli' diye derecelendirme yapmamız gerekli. İçinde sadece rakam ve belirli tarihler değil, farklı karakterler kullanılmalı. Şifrelerde büyük ve küçük harf kullanırsak yüksek oranda güvenlik sağlamış oluruz."

Fidye yazılımlar
Yüksel, son dönemlerdeki siber saldırılarda fidye yazılımları ve zararlıları denilen bir kavram ortaya çıktığını, kullanıcıların farkındalık düzeyine bir yemle (phishing) cezbedilerek, ilgili dosyayı açtırmak yöntemiyle bilgisayarların ele geçirildiğini vurguladı.

Yem olarak internet üzerinden yüksek bedelli sahte bir fatura yollanabildiğini aktaran Yüksel, şunları kaydetti:

"Panikleyerek, ekte yer alan dosyayı açtığınızda onun içindeki makro dosya bilgisayarın kontrolünü ele geçiriyor. O andan itibaren ne antivirüs programınız ne de diğer önlemler geçerli oluyor. Bundan sonra bütün şifrelerinizi öğrenip yazışmalarınızı takip ediyorlar ya da bilgisayardaki bütün verileri geri dönüştüremeyecek şekilde şifreleyip, para karşılığında açabileceklerini belirtiyorlar. O yüzden şüpheli bağlantıları tıklamadan bin kere düşünün. Burada temel prensibimiz 'Önce dur, düşün, ondan sonra tıkla' olmalı."

Yüksel, siber saldırganların hedefe aldığı kişilerin sosyal medyadaki paylaşımlarını takip ederek, bir davranış haritası çıkardıklarını söyledi.

Burada paylaşılan fotoğrafların özel bir yazılımdan geçirilmesi sonucu kişilerin bir yılda gittikleri yerlerin, beraber olduğu kişilerin, aile ve ilişki durumlarının haritasının çıkarıldığını vurgulayan Yüksel, "Böylece ellerinde işlenebilir veriler sağlanıyor. Sizinle ilgili özel ve mahrem bir veri yakaladıklarında tehdit ediyorlar. Siz buna olumsuz cevap verdiğinizde 'Patronun ya da eşin şu. Ona da bunu söylerim' diyebiliyorlar. Böylece siber saldırganların ellerini güçlendirecek bir durum ortaya çıkıyor." dedi.

Medya-İletişim Uzmanı Ümit Sanlav, "We Are Social"ın raporuna göre, Türkiye'nin günde yaklaşık 3 saat sosyal medya kullanımı ile üst sıralarda yer aldığını, Japonya ve Güney Kore'nin ise bir saatin altı ile sosyal medyayı az kullanan ülkeler arasında bulunduğunu belirtti.

Türkiye'nin Instagram kullanımında dünyada ikinci ülke olduğunu kaydeden Sanlav, "Her geçen gün ortaya çıkan yeni güvenlik açıklarına rağmen, Facebook'un 2,3 milyar kullanıcı sayısına ulaşması ve dünyanın en kalabalık ülkesinden daha fazla vatandaşı olması çok büyük bir güç. İşte 'Teknolojiyi tüketmek mi, üretmek mi?' sorumuzun yanıtı, 'Bu büyük gücü elinde bulundurmak mı, bu büyük gücün figüranlarından olmak mı?' sorusunun yanıtı ile aynı. Kendi arama motorumuzu, sosyal paylaşım sitelerimizi kurmamız gereken bu ortamda, İHA, SİHA ve savunma sanayi alanında yüzde 20'den yüzde 65'e çıkan yerli ve milli üretim, Aselsan gibi bir yüz akı markamıza yapılan yatırımlar, teknoloji üretimi konusundaki ümitlerimizi artırıyor." diye konuştu.

"Özel fotoğraflarınızı telefonunuzda saklamayın"
Sanlav, sosyal medya ortamlarının hızlı iletişime açık olduğu kadar, güvensiz iletişime de en açık mecra olduğunu ifade etti.

Arkadaş listesini tanınmayan veya güvenilmeyen kişilerden oluşturmanın tehlikeli olduğuna değinen Sanlav, "Sosyal medyada tanımadığınız kişilerden gelen istekleri kabul etmeyin, özel hayatınızın kapılarını açmayın. Ayrıca, üyelik gerektiren platformlara sosyal medya hesaplarınız üzerinden üye olmayın. Zararlı yazılım içeren uygulamaları tespit edemeyebilir, arkadaş listenizi, özel ve sizde kalması gereken tüm bilgilerinizi o uygulamaya açmış olabilirsiniz." değerlendirmesini yaptı.

Sanlav, indirilen bazı uygulamaların telefonda bulunan fotoğraf ve videolara erişim yetkisi istediğini, bu nedenle güvenilmeyen uygulamalara bu iznin verilmemesi gerektiğini bildirdi.

Telefonlarda özel fotoğrafların saklanmaması gerektiğini de vurgulayan Sanlav, temel hedefi bilgiye ulaşmak ve paylaşmak olan sosyal medyadaki bilginin gizli kalmasının beklenemeyeceğini kaydetti.

Sanlav, seyahat ve tatillerde yer bildirimi yapmanın, evden paylaşımlarda konum bilgisi vermenin hırsızlara davetiye çıkartmak anlamına geleceğine dikkati çekerek, "Kaynağından emin olmadığınız hiçbir bağlantı linkini açmayın. Gönderen kişiyi tanısanız bile kaynağından emin değilseniz tıklamayın. Zira arkadaşınızın hesabı da kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirilmiş olabilir." dedi.

Sanlav, tüketicilere cazip teklifler sunan, inandırıcı senaryolarla kişisel ve finansal bilgilerine ulaşmayı hedefleyen dolandırıcılara karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

"Şifrenizi ve finansal bilgilerinizi her ne olursa olsun telefon, kısa mesaj servisi (SMS) veya e-posta aracılığıyla size ulaşan kimseyle paylaşmayın, tuşlamayın. Herhangi bir kampanya içeriğinin ilgili markaya ait olup olmadığını, markanın orijinal ve güvenilir internet adresinden kontrol edin. Kampanya içeriğinde kullanılan bağlantının ilgili markanın orijinal ve güvenilir internet adresiyle birebir aynı olduğundan emin olun. Banka logosu ve adı kullanılsa dahi kişisel bilgilerinizi isteyen e-postalara ve sitelere yanıt vermeyin. SMS ile gelen şifrelerinizi, kart bilgilerinizi kimseyle paylaşmayın veya tuşlamayın."

Siber suçlular çıtayı yükseltiyor

ESET, Kayseri’deki iş ortakları ve müşterilerine 2019 sürüm yazılımlarını tanıttı. ESET Türkiye Satış Müdürü Asım Akbal siber suçluların, yeni dönemde saldırı çıtasını yükselterek artık yapay zeka (AI) ve makine öğrenimini (ML) kullandıklarını söyledi.


Türkiye’nin en çok tercih edilen dijital güvenlik yazılımlarını sunan ESET, Kayseri’deki iş ortaklarını Radisson Blu Oteli’nde yapılan “Geleceğe Hazır Siber Güvenlik” toplantısında biraraya getirdi. Toplantı, ESET Türkiye Satış Müdürü Asım Akbal, ESET Türkiye Dağıtıcı ve Saha Grup Müdürü Hakan Ünlü ve ESET Kayseri Bayisi Kare Bilgisayar A.Ş.’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. Etkinlikte ESET’in 2019 dijital güvenlik ürünleri tanıtıldı ve gelişmekte olan siber saldırılar konuşuldu.

Teknolojiyi karanlık amaçları için kullanmak istiyorlar

ESET Türkiye Satış Müdürü Asım Akbal’in verdiği bilgiye göre önümüzdeki dönemde siber saldırılarda otomasyon daha üst seviyeye çıkacak. Siber suçlular, veri toplama girişimlerinde yapay zeka (AI-Artificial Intelligence) sistemlerini ve makine öğrenimi (ML-Machine Learning) uygulamalarını artık daha fazla kullanacak. Böylece daha kişiselleştirilmiş ve sofistike kimlik avı saldırıları yapabilecekler.

Yıkıcı yenilik

Asım Akbal, tespitlerini söyle sürdürdü: “Çoğu yıkıcı yenilikte olduğu gibi, yapay zeka ve makine öğreniminin bazı dezavantajlarını göreceğiz. Siber saldırganlar, AI teknolojisini birçok farklı şekilde kullanabilirler. Zararlı yazılımlarını güçlendirmek, belirli kurbanları hedefleyerek değerli veri elde etmek, sıfır-gün açığı kovalamak ya da oluşturdukları botnetleri korumak amacıyla yapay zekayı ve makine öğrenimini değerlendirebilirler.”

Siber güvenlik kuruluşları, bu gelişmelere nasıl cevap veriyor?

ESET Satış Müdürü’nün verdiği bilgiye göre, 30 yıllık deneyime sahip olan ESET, 20 yılı aşkın süredir makine öğrenimi uygulamalarını siber güvenlik için kullanıyor. Akbal, “Tecrübelerimiz, uzmanlarımızın sağlam, esnek ve son teknoloji ürünü makine öğrenimi motoru oluşturabilmelerini sağlıyor. Söz konusu ML motorunun, bulut sistemimiz ESET LiveGrid® ile entegrasyonu, bu teknolojinin avantajlarını, bireysel veya kurumsal tüm müşterilerimizin kullanımına sunuyor. Büyük kuruluşlar ayrıca ESET Dynamic Threat Defense özelliği sayesinde daha önce görülmemiş yeni tehditlerin algılanması için bulut tabanlı sanal koruma teknolojisini kullanarak bir başka güvenlik katmanı daha oluşturabilirler” dedi.

En iyi koruma, çok katmanlı koruma

ESET olarak makine öğreniminin sihirli bir çözüm olmadığının farkında olduklarına dikkat çeken Asım Akbal, “Makine öğreniminin yanı sıra potansiyel sorunları önlemek adına DNA Tespitleri, Gelişmiş Bellek Tarayıcı, Ağ Saldırısı Koruması ve UEFI Tarayıcı gibi pek çok üst düzey gelişmiş tespit teknolojisi kullanıyoruz. Sadece çok katmanlı çözümlerin sürekli gelişen siber tehditlere karşı güvenilir koruma sağlayabileceğine inanıyoruz” diye konuştu.

Qnap ve Berqnet de katıldı

“Geleceğe Hazır Siber Güvenlik” toplantısına, veri depolama çözümleri sunan Qnap Türkiye Ülke Müdürü İsmail Doğan, Firewall çözümleri sağlayıcısı Berqnet Genel Müdür Yardımcısı Artuğ Tikiç ve bağımsız siber güvenlik uzmanı Alper Başaran da katılarak dinleyicilerle uzman görüşlerini paylaştılar.

‘Momo’ kâbusunda bakanlık devrede

Çocukları telkin ve talimatla kendilerine zarar vermeye yönlendiren “Momo Challenge” adlı internet oyunuyla ilgili Aile Bakanlığı harekete geçti.


Mavi Balina adlı oyunun ardından çocukları hedef alan “Momo Challange” adlı internet oyunuyla ilgili Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı harekete geçti. YouTube veya WhatsApp uygulaması ile başlayan oyunu inceleyen bakanlık, kişilerin oyun isteğini kabul etmesiyle oyunun rahatsızlık verici mesajlar, şiddet içerikli görseller ve tehditler içeridiğini tespit etti. Bakanlığın tespitleri arasında çocuklara yönelik video içeriklerinin belli zaman dilimlerine Momo karakterinin çocuklara yönelik telkin ve talimatlarının yer aldığı, bu talimatlarda çocukların  kendilerine nasıl zarar verebileceklerinin anlatıldığı, şiddet içerikli kısa konuşmaların bulunduğu görüntülerin yerleştirildiği de yer aldı.

Oyunun linki yok

Aykut Yılmaz'ın Milliyet'teki haberine göre bakanlığa bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile iletişime geçti. Yapılan görüşmelerin ardından bakanlık, Momo oyunu adıyla bilinen uygulamanın İngilizce olduğu, herhangi bir linkinin olmadığı, oyunun genellikle Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olduğu, Türkçe versiyonun olmaması nedeniyle ülkemizde yaygın olmadığı yönünde de bilgi aldı. Bakanlık daha sonra söz konusu oyununa erişimin engellenmesi yönünde resmî yazı ile talepte bulundu.

Ailelere öneriler

Bakanlık, dijital oyunların içeriklerinden çocukların olumsuz yönde etkilenmelerini önlemek için ailelere yönelik öneriler de bulundu. Bakanlığın ailelere verdiği öneriler şöyle:

- Çocukların kullandığı bütün elektronik aletlerde (tablet, telefon, bilgisayar, vb.) güvenli internet çocuk profili kullanılmalı.

- Ebeveynler çocukların kullandıkları cihazlarda güvenlik ve gizlilik ayarlarını aktive etmeli.

- Çocukların dijital ortamlarda geçirdikleri zaman ve yaptığı faaliyetlerin ebeveynler tarafından takibi sağlanmalı.

- Ebeveynler çocukların karşılaşabilecekleri olumsuz içeriklerle ilgili çocuklarını bilgilendirmeli ve bir olumsuzluk durumunda konuyla ilgili kendilerine haber vermeleri konusunda anlaşma yapmalı.

- Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, onlardaki değişimi fark edecek yakınlığı kurmalı, içine kapanma, aile ortamından uzaklaşma gibi davranışlar sergiliyorsa internette takip ettiği içerikleri kontrol etmeli ve anında müdahale edebilmeli.

- Zaman zaman farklı akımların ortaya çıkabileceği ihtimaliyle ebeveynler konuyla ilgili gerekli takibi yapmalı, önlemi almalı.

- Zararlı içeriklere rastlanması halinde durumunda bakanlığın Alo 183 hattına, ihbarweb.org.tr adresine ya da Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’na önlem alınması için bildirimde bulunulmalı.

Siber saldırganlar iş e-maillerine böyle saldırıyor

Siber korsanlar, özellikle de iş dünyasını kullanarak kurbanlarını avlama peşinde. BEC (İş E-postaları Yoluyla Aldatma) yöntemi olarak da görülen bu sistemli saldırıya olan ilgi hacker'larca her geçen gün artıyor.


Uzun yıllar boyunca siber korsanların para kazanmak için başvurdukları en kazançlı yollardan biri, fidye yazılımlarıydı. Saldırganlar, fidye yazılımlarıyla kurbanlarının dosyalarına ve verilerine ulaşmalarını engellemek için bunları güçlü şifreleme yöntemleriyle şifreliyorlardı. Ardından bu dosyaların ve verilerin şifrelerinin çözülebilmesini sağlayan şifre çözücü anahtarı, takip edilemeyen Bitcoin fidye ödemesi karşılığında kurbanlarına gönderiyorlardı.

Zamanla özellikle büyük ölçekli şirketlere yönelik başka bir yüksek kazançlı saldırı tarzı ortaya çıktı. BEC (Business Email Compromise – İş E-postaları Yoluyla Aldatma) siber suçluların kötü niyetli faaliyetleri sonucunda para kazanabilecekleri önemli fırsatlar yaratıyor. Sahip olduğu karmaşıklık ve dilindeki aciliyet, bu gizli sızmalara karşı savunmayı da zorlaştırıyor.

BEC’in yükselişi

Her ne kadar kurumlar BEC saldırı yaklaşımlarına karşı farkındalık geliştirse de siber korsanlar yıllardır bu strateji ile para kazanıyor. Trend Micro araştırmacıları, 2016’da saldırganların dünya çapında kurumlara gerçekleştirdikleri BEC saldırıları sonucunda ortalama 140 bin dolar elde ettiğini ortaya koyuyor. 

Geçmişte BEC, büyük ölçekli şirketlerdeki kurbanlarından para transferleri yapmalarına yol açacak ve şüphe uyandırmayan e-postalar kullandığından “e-postadaki hayalet” olarak adlandırılıyordu. Trend Micro araştırmacıları bu saldırıların sahte fatura, CEO’ya yapılan saldırılar, sahte hesap kullanımı ya da kimlik gizleme ve hatta geleneksel veri hırsızlığı gibi birçok farklı şekilde gerçekleştiğini ortaya koydu.

BEC ne kadar zararlı?

Siber korsanların geçen iki yılda işletmelere ortalama 140 bin dolar zarar verdiği düşünüldüğünde BEC saldırılarının artacağını öngörmek mümkün.

Temmuz 2018’de FBI’ın İnternet Suçları Şikayet Merkezi, BEC saldırıları sonucunda özellikle Aralık 2016 – Mayıs 2018 arasında kayıpların yüzde 136 arttığını ortaya koydu. Tüm olaylara bakıldığında siber korsanların hem uluslararası hem de yerel saldırılar sonucu 12,5 milyar dolarlık bir zarar verdiği görülüyor. Toplam kayıp (ya da siber korsanlar tarafından bakılırsa kâr) Trend Micro araştırmacılarının Paradigma Değişiyor: 2018 Güvenlik Öngörüleri raporunda belirlenenden 3 milyar dolar fazla gerçekleşti.

BEC’e karşı savunma yapmak neden bu kadar zor?

Büyük ölçekli şirketlerin karar vericileri ve BT bölümleri bu saldırıların gerçekleştiğini kabullenseler bile korunma konusundaki zorlukların da farkındalar. Bu farkındalık sayesinde işletmeler e-posta sistemlerini, kritik veri, finans ve diğer varlıklarını daha iyi koruyacak proaktif önlemler de alabilir.

BEC saldırılarına karşı korunmanın zorluklarına baktığımızda nedenlerini şöyle özetleyebiliriz:

Sosyal mühendisliğin gelişmiş kullanımı

BEC söz konusu olduğunda siber korsanlar herkese yönelik yazılmış bir e-posta hazırlayıp hedefe ulaşmasını beklemiyorlar. Bunun yerine gelişmiş sosyal mühendislik kullanarak bu e-postaları hazırlamak için hatırı sayılır bir zaman harcıyorlar.

Özel olarak düzenlenmiş e-postalar

Sosyal mühendislik sayesinde siber suçlular hedef isimlerin yer aldığı aslına benzer e–postalar yaratabilir ve kurumun içindeki diğer çalışanlardan geliyormuş gibi gösterebilirler. Örneğin; bir muhasebe görevlisi, şirket CEO’sundan bir para transferi için CEO’nun e-posta adresinin neredeyse bire bir aynısından ve hatta e-posta imzasının olduğu sahte bir e-posta alabilir. Bunu takiben de e-posta gerçekçi göründüğünden muhasebe görevlisi para transferini gerçekleştirecektir.

Zararlı bağlantıların ya da eklerin olmaması

Siber korsanların hazırlama sürecindeki çabaları derinlikli ve karmaşıkken, iletim süreci ise oldukça basittir. BEC saldırıları güçlü bir mesaja sahip etkileyici bir e-posta üzerine kurulmuştur. Bu da şu anlama gelir: Olası bir saldırıyı belirlemede kullanılan uyarıları bulundurmaz. Burada şuna dikkat çekmek gerekiyor: “Bu sahtekarlık girişimi herhangi bir zararlı bağlantı ya da ek içermediğinden geleneksel çözümleri atlatabilir.”

Mesajdaki aciliyet duygusu

Kurbanları aldatmak için geçerli isimler, adresler ve diğer detayları içeren sosyal mühendisliğin kullanımının yanı sıra siber saldırganlar BEC mesajlarının içine güçlü bir aciliyet duygusu da katarak saldırılarının başarılı olma şansını artırıyorlar. Trend Micro araştırmacıları tarafından analiz edilen pek çok mesajda “Acil”, “Transfer”, “Talep” ve diğer benzer güçlü anlamı olan kelimeler eklenerek mesajın daha etkili olmasının sağlandığı ortaya çıkartıldı.

Farklı kurbanlar için farkı yöntemler

Saldırganların birbirinden farklı saldırı şekilleri geliştirmesi sosyal mühendislik araştırmalarını temel alarak hedeflerine yönelik en başarılı olanı uygulayabildikleri anlamına geliyor. Örneğin bir şirket CEO’suna saldırmak isteyen siber korsan, bir üçüncü parti gibi rol yaparak zamanı geçmiş bir faturanın ödenmesini isteyebilir. Üçüncü partileri çok fazla kullanmayan ve bu yüzden de bu tür bir aldatmacaya kanmaması muhtemel bir şirkete saldırı yapmayı düşünen bir saldırgan ise bir İK çalışanı gibi davranarak kişisel bilgileri isteyebilir.

Sahtekarlıkta kullanılan bir hesaptan daha sonra faydalanmak: Daireyi tamamlamak

BEC döngüsü kurban tarafından bir para transferi gerçekleştikten sonra bitmeyebilir. Bir hesap, bir kez kullanıldıktan sonra hesabın adres defterindeki kişilere oltalama ya da diğer BEC mesajları göndermek için kullanılabilir.

FBI’ın raporuna göre siber saldırganlar kurbanları “para kuryesi” olarak niteliyor. Bu kurbanlar duygusal ya da şantaj e-postaları yoluyla kullanılarak BEC’te yararlanılabilecek yeni hesaplar açmada kullanılıyor. Her ne kadar bu hesaplar kısa süre açık kalsa da saldırganlar için ek fırsatlar sağlıyor.

Güvenlik uzmanları BEC saldırılarının yakın gelecekte ortadan kalkacağını düşünmüyor. Trend Micro olarak kullanıcı farkındalığına ek olarak büyük ölçekli şirketler BEC amaçlı sızmaları engellemek için gelişmiş güvenlik çözümlerinden faydalanmalarını öneriyoruz. Ayrıca kurumların özellikle bu tür saldırıları belirlemek için yapay zekaya sahip gelişmiş stratejileri ve makine öğrenimi bulunan güvenlik çözümleri kullanmalarını tavsiye ediyoruz.


Uzmanlar aileleri uyardı! Siber zorbalık...

Dijital gelişmelerle günlük yaşamın parçası haline gelen, özellikle ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların yaşamlarını etkileyen "siber zorbalık" tehdidine karşı ebeveynlerin de sanal dünyayı yakından takip etmesi gerekiyor.


Dijital gelişmelerle günlük yaşamın parçası haline gelen, özellikle ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların yaşamlarını etkileyen "siber zorbalık" tehdidine karşı ebeveynlerin de sanal dünyayı yakından takip etmesi gerektiği bildirildi.

İletişim teknolojileri aracılığıyla bir kişi ya da gruba zarar verme davranışı olarak tanımlanan siber zorbalık, sanal ortamda kullanıcıların diğer kişileri tehdit etmesi, aşağılaması, onlara cinsel içerikli mesajlar göndermesiyle gerçekleşiyor.

Bu durum, anlık mesajlaşma, e-posta, online oyunlar ya da internet forumları üzerinden gerçekleşebildiği gibi sosyal medya sitelerindeki paylaşımlara yorum yapılmasıyla da mümkün hale gelebiliyor.

"Sosyal medya, çocukları disiplin komisyonlarından daha çok korkutuyor"
AA muhabirine açıklama yapan Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burcu Yılmaz, siber zorbalığın kabul görmek, sevilmek ve bir gruba ait olmak isteyen çocuklarda üzüntü, isyan, öfke, daha ileri boyutlarda da bunalım, depresyon, hatta intihar hissiyle mücadele etmeye neden olduğunu ifade etti.

Çocukların kıyafetiyle ilgili yapılan kötü bir yorumdan, dinlediği müzik grubunun aşağılanmasına kadar sanal ortamdaki tüm negatif davranışların siber zorbalıkla ilişkilendirilebileceğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

"Şu an çocuklar için en büyük yaptırımın sosyal medya olmaya başladığını görüyoruz. Yani sosyal medya, çocukları disiplin komisyonlarından daha çok korkutuyor. Disipline verilmekle tehdit edilmek çocuk için bir şey ifade etmiyor ama çocuğa 'Sosyal medyada senin hakkında şöyle şöyle paylaşımda bulunurum' dendiği an o kadar büyük bir yaptırıma sahip ki. Böyle bir ortamda çocukların paylaşımları ya da fotoğrafları altına gelen kötü yorumlar onları derinden etkileyebiliyor. Çocuklar bizim kadar güçlü, mücadeleci değiller. Bu gibi durumlar onların dünyalarını altüst ediyor. "

Siber zorbalığa maruz kalmış çocukların bu durumla genelde tek başına mücadele etmeye çalıştığına dikkati çeken Yılmaz, "Aileler, zorbalığa maruz kalmış, eve yara bere içinde gelmiş çocuğun yaşadığı sıkıntıları tahmin edebilir ve hemen harekete geçebilir ancak yüzeysel bulgu gözlemleyemedikleri çocuklarının siber zorbalığa maruz kaldığını, benzer sıkıntıları yaşadığını ve bu sıkıntılarla tek başlarına mücadele etmeye çalıştıklarını kestiremiyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz, çocuklarını siber zorbalıktan koruyabilmek için ebeveynlerin dijital teknolojileri daha fazla kullanmaları tavsiyesinde bulunarak şunları söyledi:

"İnternete hakim olmak ailelerin sorumluluğu haline geldi. Yani dijital teknolojileri kullanmayı en az çocuklar kadar bilmeleri gerekiyor. Veliler, en azından düzgün 10 YouTube kanalı, en faydalı 10 uygulama hakkında bilgi sahibi olmak zorunda ya da çocuklarının Facebook, Twitter veya Instagram'da kimleri takip ettikleri, arkadaşlarının kim olduğu konusunda bilgi sahibi olmak zorundalar. Takip, yönlendirme ve sahip çıkmadan bahsediyoruz. Anne babalar çocuklarına sahip çıkmak zorunda ve bunun için de dijital teknolojileri daha fazla kullanmaya özen göstermeli."

Çocuklar sanal dünyanın merkezinde yer alıyor
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Kırık da çocukların akıllı telefon, tablet ve bilgisayarlarıyla dijital dünyanın merkezinde bulduğunu anlattı. Bu sebeple sanal dolandırıcılar ya da kötü niyetli kullanıcıların çocuklara kolaylıkla erişebildiğini aktaran Kırık, "Çocukların bilgilerinin ve fotoğraflarının izinsiz şekilde elde edilmesi, kullanılması, çocuğun bu yolla şantajlara maruz bırakılması ya da oyun kisvesi altında çocukların dolandırılması ve kötü niyetli insanlara alet edilmesi yaşanan en büyük sorunlar arasında yer alıyor." dedi

Siber zorbalık kavramının hangi hukuki fiillere karşılık geldiğinin bilinmediğine işaret eden Kırık, bu noktada hukuki bir karışıklık olduğunu dile getirdi. Kırık, "Doğrudan siber zorbalık ifadesi yer almasa da siber zorbalığı kapsayan olaylar için uygulanabilecek hükümlerin mevcudiyeti göze çarpıyor ancak yasal düzenlemelerde mutlaka siber zorbalık tanımsal olarak açık bir şekilde belirtilmeli ve hangi hukuki fiillere karşılık geldiği açık bir şekilde ifade edilmeli." diye konuştu.

"Ailelere eğitimler verilebilir"
Kırık, anne babaların dijital teknolojileri iyi kullandığı gerekçesiyle kontrolü çocuklara bırakmaması gerektiğini ve ebeveynlerin çocuklarını siber zorbalık tehlikesinden koruyabilmesinin iyi birer dijital okuryazar olmalarıyla mümkün olabileceğine dikkati çekerek "Çocukların dijital çağın içine doğdukları doğrudur ancak bu gerekçeyle tüm yetkiyi onlara vermek doğru değildir çünkü kontrolü çocuğa verdiğinizde çocuk zamanla 'Nasıl olsa anne ve babam bu konularda bilgi sahibi değil, ben de istediğimi yaparım.' duygusuna kapılıyor ve siber korsanlar, sanal dolandırıcıların mağduru durumuna geliyor." dedi.

Ailelerin de dijital okuryazarlık dersleri alması gerektiğini vurgulayan Kırık, şunları kaydetti:

"Bu konuda yerel bazlı çalışmalar yapılabilir. Özellikle belediyeler aracılığıyla ebeveynlere verilecek dijital okur yazarlık eğitimleri velilerin bilinçlenmesini sağlayacaktır. Milli Eğitim Bakanlığının projesi olarak okullar aracılığıyla nasıl çocuklar eğitim görüyorlarsa ailelere de bu şekilde eğitimler verilebilir. Hem veliler, dijital dünyadaki zorluklar ve güvensiz ortam konusu hakkında bilgi sahibi olur hem de çocuklarına doğru bir bilgi akışı sağlamış olurlar çünkü günümüzde çocuklar bu noktada ebeveynlerden çok çok daha sosyal medyayı kullanıyorlar. Bunun önüne geçilebilir."

7 Mart 2019 Perşembe

O kullanıcıları bekleyen büyük tehlike

Kaspersky Lab araştırmacıları dünyanın en popüler torrent takip sitesi Pirate Bay üzerinden yayılan yeni bir zararlı yazılım tespit etti.
Torrent hizmetleri genel olarak “korsan” içeriklerin dağıtımında kullanılıyor. Bu içerikler fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiği için birçok ülkede yasa dışı olsa torrent servislerine kolayca erişilebiliyor. Yasa dışı içerik arayan kullanıcılar genellikle güvenlik çözümlerini kapattığı veya indirilen içeriği kurmak için sistem uyarılarını göz ardı ettiğinden, bu siteler zararlı kodlarını yaymak isteyen siber suçluların en popüler hedefleri arasında yer alıyor.

Yeni keşfedilen PirateMatryoshka adlı zararlı yazılımda Truva atı indiren bir araç (kötü niyetli kurulum dosyaları indiren zararlı yazılım) bulunuyor. PirateMatryoshka, günlük işlerde sıkça kullanılan yasal bir yazılımın korsan sürümü gibi görünüyor.

Bu zararlı yazılım kendi başına yayılmak için sosyal mühendislik açısından karmaşık bir yöntem kullanıyor. Torrent sitelerinde keşfedilen zararlı kodların büyük bir kısmı genellikle yeni açılan kullanıcı hesaplarıyla dağıtılsa da PirateMatryoshka zararlı faaliyet geçmişi olmayan eski kullanıcılar üzerinden yayılıyor. Kullanıcının güvenilirliği nedeniyle zararlı yazılım daha etkin bir şekilde yayılabiliyor. Potansiyel kurbanlar indirdikleri dosyanın güvensiz olabileceğinden şüphelenmiyor.

Kullanıcı kurulum dosyasına tıkladığında PirateMatryoshka’nın bulaşma süreci başlıyor. İlk olarak kurbanın karşısına kimlik avı amaçlı sahte bir The Pirate Bay sayfası açılıyor. Kuruluma devam etmek için bu sayfaya kimlik bilgilerinin girilmesi gerekiyor. Zararlı yazılım bu bilgileri PirateMatryoshka’yı yayacak yeni hesaplar açmakta kullanıyor. Yapılan araştırmalarda, kimlik avı bağlantısına bugüne kadar yaklaşık 10.000 kez tıklandığı belirlendi.

Kimlik bilgileri girilmese de yazılımın bulaşma süreci devam ediyor. Yeni zararlı modüller yükleniyor. Bunların arasında, reklam yazılımı yükleyicisini çalıştırmak için ‘kabul ediyorum’ kutusunu işaretleyen bir araç bulunuyor. Bunun sonucunda kurbanın cihazı istenmeyen yazılımlarla doluyor. Yüklenen programların %70’ini pBot gibi reklam yazılımları oluşturuyor. %10’luk bir bölüm ise Truva atı indirme programları gibi başka zararlı yazılımların yüklenmesini sağlayan parçalardan meydana geliyor.

PirateMatryoshka karmaşık ve çok işlevli bir zararlı yazılım ile etkili bir dağıtım yöntemini bir araya getiriyor. Yazılım sadece kendi kodlarını değil başka zararlı kodları da yaymayı başarıyor.

Kaspersky Lab Güvenlik Araştırmacısı Anton V. Ivanov, “Hedef bilgisayara kötü niyetli başka programlar kuran çok katmanlı yazılımlara ve cihazlara birden fazla yazılım yükleyen zararlı yükleme dosyalarına sıkça rastlıyoruz. Ancak PirateMatryoshka’da bu süreç çok daha karmaşık. Bu yazılım kurbanın bilgisayarına, ek yükleme dosyaları taşıyan bir reklam yazılımıyla ulaşıyor. Bu yükleme dosyaları da daha fazla zararlı yazılımın bulaşmasına neden oluyor.

Daha geniş kitlelere yayılmak için kimlik avı bileşenine sahip, hedef gözetmeyen, geniş ölçekli bir saldırı için bunun epey gelişmiş bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

Kaspersky Lab bu zararlı yazılımı şu adlarla tespit ediyor:

Trojan-Downloader.Win32.PirateMatryoshka
Trojan.Win32.InstClick